Masalların Gerçek Yüzü

Çocuk ve Gençlik Edebiyatına dönük şiir, öykü, roman ve araştırma kitapları bulunan Istanbul Üniversitesi'nde Almanca Mütercim Tercümanlik bölümü Anabilim dalı başkanı Doç. Dr. Necdet Neydim, ILETIM Gazetesine konuştu.

AJANS ÜNIVERSITE - Nuran ATIŞ
Masal dediğimizde ilk akla gelen şeyin çocuk, masalın feodal kültürün ürünü olduğunu ve hiçbir biçimde çocuk düşünülerek oluşturulmadığını vurgulayan Doç. Dr. Necdet Neydim, "Genel anlamda baktığımız zaman belli dönemlerde çocuga göreleştirilmemistir, belirli dönemlerde de ahlaki nedenlerle çocuga göreleştirildiği söz konusudur, masal itibari ile çocuga göre değildir çünkü anlattığı konular genel olarak toplumun kendi iç dünyasındaki kaygıları, korkuları, yaşadıkları sorunları, sıkıntıları, isyanları içerir" şeklinde konuştu. Çocukların 5-6 yaş sonrası düşsel dünyalarının geliştikten sonra ve sorgulayabilme becerilerinin geliştikten sonrası masalların çocuklara anlatılması gerektiğine değinen Doç. Dr. Neydim, "Somut düşündükleri için öncesinde masalların fantastik dünyasını düşleyemeyeceklerini, düşlemeye kalktıklarında da korkuya kapılıp kaygılanacaklarını, masalların fantastik alanların daraltırılıp çocugu eğlendirecek şekilde anlatılabileceğini ama bunu herkesin beceremeyeceğini ifade etti. Doç. Dr. Neydim, "Günümüzde yapma masallar var, yani somut dünyadan yola çıkarak kurgulanan masallar var onlara yapma masallar deniliyor, resimli masallar, resimli öyküler onlarla çocuga ulaşmaya çalışmaları bence çok daha güzel olur" şeklinde konuştu. 
"Masallar hiçbir biçimde çocuklar için değildir"
Binbir gece masallarının en özgün metinde baştan sona erotizm içeren metinlerle dolu olduğu için çocuga okunulmayacağının ve anlatılmayacağının altını çizen Doç. Dr. Neydim, "Masalların içerisinde çok yoğun biçimde şiddet ve cinsellik içeren metinler var, toplumda kadınların isyanını, ensesti anlatan masallar var, bunlar hiçbir biçimde çocuğa göre değildir, bunu ifade etmek en hafif değimi ile saflık olur" dedi. Batı-doğu masallarında çocuğa göreleştirildiği iddia edilerek çocuğa gönderilen masallarda çocuğa çok daha farklı anlayışların verilmeye calışıldığını, mesela cinsiyet rol modelleri, toplumsal rol modelleri konusunda kadın ve erkek rol modellerin keskin biçimde ayrıldığının dikkatini çeken Doç. Dr. Neydim, "Kadına verilen rol modelde saflık, temizlik, bekleme, annelik, eşlik  rolü verilmiştir, çok zeka gösterisi yapması istenmez kadından, buna karşı erkeğe verilen rol ise uzaklara gitmek, yolculuklara çıkmak, fetihler yapmak, dağları aşıp delmek, kafdağın ardındaki çiçeklere uzanmak, ejderhanın kellesini uçurmak" dedi. Bütün bu olayları yaşayan erkeğin sonuçta beyaz atına binerek tekrar geri döndüğünü, beyaz at dedigimiz şeyin erkeğin bütün yaşamının içerisinde, bütün sorunlardan arınmış, artık tamamen kendisini yuvasına, eşine ve çocuklarına vereceği bir zafer atı olduğunu ve o beyaz atı ile prens ya da şehzadenin verilen en iyi armağanın ise onu bütün saflığı, temizliği ile bekleyen prensesin olduğunu söyledi.
"Bunları anlattığım zaman hayallerimizi yıktın hocam diyorlar"
Bugüne dek bir çok masal analizi yapan Doç. Dr. Neydim, Pamuk Prenses masalının da analizini yaptı. Aslında psikolojide bir sendrom adı olan Pamuk Prenses sendromu ve anne kız sorununun masalda çok ciddi yansıtıldığını kaydetti. "Bunları anlattığım zaman hayallerimizi yıktın hocam diyorlar" diyen Doç. Dr. Neydim,  Pamuk Prenses'in annesinin ölmesini masallarda ölümün gerçek ölüm olmamasi olarak ifade etti. Doç. Dr. Neydim, "Saraya yeni gelen kraliçe acaba yabancı biri midir yoksa Pamuk Prenses'in annesi midir?" diye bir soru işareti bıraktı. Doç. Dr. Neydim, kraliçenin saraya aynayla geldiğinde ve aynanın narsizmin sembolü olduğunu, aslında bir yanı ile baktığımız zaman aynada kendisini gören kraliçenin kendisine sözler şeklinde de algılanabileceğini, özgüven ve ego yansımasi olduğunu vurguladı. Yıllar geçtikce Pamuk Prenses ergenliğe girer, kraliçenin aynaya sorduğu cevap ise kraliçem sen çok güzelsin ama senden daha güzel Pamuk Prenses var bu dünyada olur, bunun üzerine kraliçe öfkelenir, avcıyı çağırır ve gidip kalbini söküp getirmesini ister, avcının cinsiyetinin erkek olmasını önemli bir nokta olarak yorumlayan Doç. Dr. Neydim, "Pamuk Prenses yalvardıktan sonra avcı onu ormana bırakır, orman hayattır, Pamuk Prenses ormana gider yani hayatın içerisine, orada yedi cücelerle tanışır, yedi cüceler Pamuk Prensesin huy olarak tanışabileceği erkek figürleridir, öfkelisi, neşelisi, akıllısı, beceriklisi vs. vardır ama o cüceler bildiğimiz anlamda bir erkek görüntüsüne daha doğrusu erkek gücüne sahip değildir, cücelerin halleri bastırılmış bir erkeklik gösteridisir" dedi. Daha sonra pamuk prensesin yaşadığını öğrenen kraliçenin elinde kemerle gelip Pamuk Prensesin belini sıkıp öldürmesini yine gerçek ölüm olarak değerlendirmeyen Doç. Dr. Neydim, "Çünkü cücelerden birinin kemeri çözünce yeniden nefes alır ve pamuk prenses hayata döner" dedi. Bir süre sonra kraliçenin pamuk prensesin yanına giderken tarağını getirmesi de güzelliğini ortadan kaldırmak istemesi olarak yorumlayan Doç. Dr. Neydim, cadının daha sonra elmayla pamuk prensesin yanına gitmesini elmanın cennetten kovulma meyvesi oldugunu, böyle denmesinin sebebinin ise Ademle Havva elmayı yedikten sonra kendi cinsel kimliklerinin farkına varmaları ve cennetten kovulmaları olarak tanımlıyor. Doç. Dr. Neydim, "Elma pamuk prensesin boğazına takılır, ölür ama bu ölüm yine tırnak içinde ölümdür, yedi cüceler onu camdan bir tabutun içine koyar, prens beyaz atı ile gelir, Pamuk Prensesi camdan tabutun içinde görür ve aşık olur, ölüye aşık olana nekrofil denir, halbuki orada ölü olan aslında pamuk prensesin cinsel kimliğidir çünkü pamuk prenses görünürdür, güzeldir, bir camın ardındadır, ulaşılmaz pozisyondadır, onu gerçekten hak edecek olan bir prens geldiği zaman artık herşeyin yolu açılmış olur" şeklinde konuştu. Doç. Dr. Neydim, aslında annenin kızına karşı duyduğu bir kıskançlığın ve yaşlanmaya duyduğu bir öfkenin var olduğunu, ilk evlendiğinde güzel, sarayın kraliçesi, en güzel eş, bir anne, bir kadın özelliklerini taşırken bütün bunların ellerinden kayıp gitmesi sonucunda kızına karşı duyduğu öfkenin bir yansıması  olduğunun altını çizdi.
"Bazen çocukların yazdıklarını sadece dilbilgisel açıdan değerlendirmezsiniz, orada size anlatmak istedikleri mesajlar vardır"
Yenisahrada bir okulda uygulama calışması yaparken yaşadığı, hatta öyküleştirdiği bir tanıklığı anlatan Doç. Dr. Neydim, muhtemelen bir gününüzü anlatın diyen öğretmenin bir çocuğun yazı açısından yanlış olan buruşuk, yırtılmış kareli bir kağıdı Doç. Dr. Neydime verdi, çok derin anlamlar, mesajlar içeren bir metin olduğunu ve bakış açısının önemli olduğunun altını çizen Doç. Dr. Neydim, "Öğretmen geldi bana buruşuk, yırtılmış kareli bir kağıt verdi hocam şuna bakın, ne kadar kötü bir yazı , ne kadar kötü bir şey dedi, sonra kağıdı açıp okurken hakikaten dehşete kapıldım" şeklinde konuştu. Bakış açısı farklıdır, aslında çocuğun metinde anlatmak istediği eve gittiği, annesini aglarken bulduğu, kardeşinin organ mafyası tarafindan kaçırılmış olması ve annesiyle beraber kardeşini aramaları diyen Doç Dr. Neydim, "Kadıköy karakoluna gidiyorlar sonra Sultanbeyli karakoluna gidiyorlar arayip bulamıyorlar, daha önce de çocuk kaçırıldığı için son kaçırılma olayının ardından gazeteciler geliyor, baba gazetecileri görünce paniğe kapılıp kendini yerlere atıyor ve ağlamaya başlıyor, "En sevdiğim oğlumdu onu istiyorum" diyor, halbuki alakası yok, sonra aradan 6 gün geçtiği halde kardeşnin gelmediğini anlatmak istemiş" dedi. "Mesele şu, bazen çocukların yazdıklarını sadece dilbilgisel açıdan değerlendirmezsiniz orada size anlatmak istediği mesajlar vardır, çocuklar öğretmenlerine ya da sevdiği insanlara küçük mesajlar gönderirler, o mesajları yetişkinler anlamazlarsa çocuğun sosyalleşme sürecinde kendi içinde öfke birikimine, sosyalleşme sorunları olur, aslında öğretmen o gerçegi çocukla konuşup paylaşmış olsaydı belki çok daha farklı katkısı olabilirdi çocugun hayatına ama ne yazik ki anlamak üzerine kurulu bir eğitim sistemimiz yok" dedi.

Yorumlar

Popüler Yayınlar